Yazı Detayı
04 Şubat 2021 - Perşembe 14:17
 
Tesettür ve Estetik
Mevlüt Koç
 
 

Tesettür, yani örtünme her şeyden önce dinî bir vecibe, sonra siyasî bir tercih, son kertede de, iç âlem düzenini tertip peşindeki insanın kendine has bir estetik geliştirme sürecinin bir parçasıdır. Parçasıdır, çünkü; bütün olmadan parçanın algılanması mümkün değildir. Parça ancak isimlendirilmekle, toplumsal-kültürel sistemle ilişkilendirilmekle bütün olur. Dolayısıyla, tesettür, kendini laik dinselliği haiz sembollerle bütünleştiren ve bunları bir tapınma kültüne dönüştüren seküler kesimin algıladığı gibi topluma verilen bir “ucuz mesaj” değil, yaratılış gayesine uygun bir hayat sürmek isteyen mütedeyyin kesimin kendine özgü bir estetik bütün geliştirme arayışının bir parçasıdır.

 

Çünkü, “Allah indinde din İslâm’dır.” Din, yani İslâm güzellik sevgisidir. “Allah güzeldir, güzeli sever” ölçüsünde de işaret edildiği gibi, güzel olan her şey Hakk’tadır, eşyaya da Hakk’tan yansır. Bir şeyi güzelleştirmenin tek yolu ise onu sevmektir. Sevmek de ancak saf bir istidat ve sağlam bir yaratılış ile mümkündür. Dolayısıyla güzelin fethi, güzele erişmek, güzelden anlamak, hayatı estetik veçhesiyle özümlemek kolay bir iş değildir; bir eğitim, şuur ve kültür işidir, hayatın tüm alanlarıyla estetik bir bağ kurmayı, üslûb sahibi olmayı gerektirir. Eğer güçlü bir üslûbunuz yoksa ideal bir norm da oluşturamazsınız, biçim ve malzemenin işlenmesinin ifadesi olan formdan düşünceye ve tutkuya yürüyemezsiniz. Güzele sonsuz bir özlem duymak, bu özlemi dindirmek ve kusurlarınızı düzeltmek gibi bir derdiniz de olmaz. Oysa, estetik kaygıları olmayan insan son derece rahatsız edicidir, dokunduğu her şeyi yorar, hayatı yaşanmaz kılar. Bu tür insanlarla aynı hayatı paylaşıyor olmak, tahammül edilmeze tahammül etmek zorunda kalmaktır ki, insanın tüm gücünü tüketir.

 

Hiçbir zihniyet değişimi yaşamadan, seçkinler eliyle, yukarıdan aşağıya doğru giydirilen, geçmişin tümüyle red ve inkârına dayalı projelerle toplumu bir bütün olarak dönüştürebileceğini zanneden Kemalist modernleşme süreci, kendilerinin asla tahammül edemeyeceği bir etkiyi rahatlıkla ötekileştirdiği insanların üzerinde bırakarak yaşayan, tutum ve davranışlarını çıkar ilişkilerinin ve kaba hazcılığın belirlediği, Batı normlarını Tanrı’nın kanunu hükmünde gören böyle bir kitle yetiştirdi. Ne var ki, toplum nezdinde kabul görecek, halkın hissiyatına tercüman olacak, iktidarına meşruiyet kazandıracak, geleceğe aktarabileceği bir estetik üretemedi. Ürettikleri toplumun ekseriyeti tarafından benimsenmedi, yadırgandı, sindirilemedi. Süreç kendi dinamiklerini doğurdu, kültürel sindirimsizliğin, popülist bir söyleme dayalı halkçılığın boşalttığı alanı popüler kültürün farklı modelleri doldurdu. Karmaşa, devşirme bir üslûb, taklid tutkusu Kemalist kültürün ortak karakteristiği hâline geldi. Toplumun üzerinde yürüdüğü kültür varacağı yer üzerinde de belirleyici oldu. Kemalist kültür kendi bürokrasisini doğurup onun esiri olurken, bu kültürün insanı da bürokrasiye, para babalarına ve emperyalistlere tapınan biçimsiz yığınlara dönüştü. Nihayetinde de ülke, lumpen proletaryanın biçimlendirdiği bir ülke hâline geldi.

 

Dolayısıyla, kendine has bir estetik bütün oluşturma arayışı içinde olan İslâmî kesim, her şeyden önce, İslâm’a Muhatap Anlayış’ı temin edecek, eşya ve hadiselerin teshirinde tam bir tanıma sağlayacak “Bütün Fikir”in gerekliliğinin idrakinde olmalıdır. Zira, İslâmî zevki yansıtan yapısal formlar üretebilmesi, hayatın farklı alanlarında, farklı görüntüler altında ortaya çıkıp belirleyici olan bu fikri içselleştirmesine bağlıdır. Çünkü, yüce duyguların yüce ruhlarda tecellisi, insanın güzelin kurallarını keşf edebilmesi ve estetik terbiyesi, “Bütün Fikir”in hasrında olan bütün kültürle ilgili bir meseledir… İnsanın, Mutlak Bir’den anlık bir parıltı hâlinde yayılan ve tüm maddî şeylere güzellik bahşeden zarafet elbisesini giyebilmesi, kuvve halinde kendisinde olan, ama henüz kendisi olmayan güzellikleri ortaya çıkaracak ruh, beden ve lisan zarafetine sahip olabilmesi de yine buna bağlı bir meseledir.

 

Dolayısıyla, örtünme de bu hasletlerle birlikte olmalı, örtünen insan, ideal güzelliğin hayâ, asalet ve masumiyetle ilişkisini görmeli, maddî gücünü-güzelliğini mânevisiyle bezemelidir. Çünkü, zihnini şekillendiren belirleyici kodlar Batı’nın kodları olduğu sürece, İslâmî kültürü Batılı formlar içinde yeniden üretme ve bunu İslâmî zannetme hamakatinden kurtulamaz. Giyim kuşamından, yaşadığı mekânların tefrişine kadar, kendisi adına verilmiş kararları uygulayan, bunları tanımlanmış normlar içinde yerine getiren bir toplumun üyesi olarak, kalıplaşmış zevklerini, belirleyici düşünce kalıplarını hayatına taşıyarak, kendine kurduğu sahte bir dünyada yuvarlanır gider.

 

Pierre Clastres’ten ödünç aldığımız kelimelerle söylersek; “Sosyal olan her şey siyasîyse, siyasî olan her şey de dinîdir; en basit ve somut inanış biçimlerinden, en karmaşık ve soyut inanış biçimlerine kadar…” durum bu merkezdedir. Çünkü, “İlâhiyatı olmayan siyaset olmaz.” Ve bir medeniyet uzun süre din dışı temeller üzerinde yükselemez. Dolayısıyla, sanatların en muhteşemi olan siyaset sanatının mimarı siyaset alanını düzenlerken, “şahsiyeti olmayan insanın hiçbir şeyi yoktur” bilinci içinde işe, ferdlere şahsiyet kazandırmak, karakterleri asilleştirmekle başlamalı, bunu temin edecek, ferdleri bütünleyecek (selâmete erdirecek) bütünleyicileri arayıp bulmalıdır. Çünkü devleti koruyacak, kollayacak ve yenileyebilecek, yenilenen devleti yaşatabilecek insan modeli, şahsiyet sahibi ferdler ve bu ferdlerin demeti olan toplumdur.

 

Aylık Dergisi 196. Sayı

 
Etiketler: Tesettür, ve, Estetik,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
02 Ocak 2021
Modadan Medet Ummak ya da Tribünlere Oynamak
01 Kasım 2020
Tarihin Dokusu ve Toplumların Yapısı Değişti
02 Ekim 2020
İlahi Tecelliler Hep Böyledir...
01 Ağustos 2020
Kriz Değil, Yapısal
01 Temmuz 2020
Ava Giderken Avlanmak
01 Haziran 2020
İBDA’ya Muhatap Anlayış “Zevk” Temeline Oturmalıdır
02 Mayıs 2020
Sıradanlaşmanın ve Sıradanlaştırmanın Ağır Bedeli
03 Nisan 2020
Zalimin Mazlum Gibi Düşünebileceğini Ummak Safdillik Olur
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı